Karanlık?

100 Yıllık Döngü – 015

All chapters are in 100 Yıllık Döngü (Novel)
A+ A-

 

Acrab zaman büyüsüne hapsolmuş bir bölgeydi ve içinde yaşanan her şeyin farkında olan tek kişi bendim. Dahlia’nın anılarına sahip olmasam da, hayatına dair hiçbir şey bilmesem de hâlâ onun bedenindeydim. Ve Kaichen’in büyüyü incelemek için aracıyla temas halinde olması önemliydi. Beni öylece bir kenara atamayacağını biliyordum. Ona daha fazla baskı yapmaya karar verdim.

 

“Eğer bunu yaparsanız, ne isterseniz isteyin işbirliği yaparım.” Cevap vermedi.

 

“Lütfen.”

 

İddialı görünmek istedim fakat son sözlerim bir yalvarış gibi geldi kulağa. Planım daha başlamadan yıkılmamayı aklıma koydum. Kararlı olmam gerekiyordu. Bundan sonra Kaichen bana düşmanca davranacak olsa bile aldırmayacaktım. Başka seçeneğim yoktu. Acrab’dan çıkmak zorundaydım, burada yaşayan insanlarla gereğinden fazla yüzleşmek istemiyordum.

 

İyi olan gözlerim tekrar zonklamaya ve ağrımaya başladı. Kaichen görmesin diye aceleyle başımı eğdim ve avuç içlerimi göz kapaklarıma bastırdım. Zonklayan gözlerim yuvalarından fırlayacakmış gibi hissediyordum.

 

Sanki korkunç bir anı zihnimde canlanmaya çalışıyormuş gibi bedenim titredi. Kaichen’e karşı duyduğum rahatsızlık ve anıların bir araya getirdiği korku ve endişe vücudumun daha da titremesine neden oldu, öyle ki dışarıdan bakan birinin gerçekten dehşete kapıldığımdan şüphesi olmazdı.

 

Kaichen titreyen zatıma baktı ve alçak bir sesle, “Yarın yola çıkacağız,” dedi. Sonra ayağa kalktı ve gitti.

 

Acrab’da olmak bile beni sakin düşünemez hale getirmişti. Sakinmiş gibi davrandım, gülümsedim, Angel’a yardım ettim, Mickey’i iyileştirdim ve hiçbir şey olmamış gibi Lars’la şakalaştım. Yalnızca zihnimi rahatlatmak adına dikkatimi dağıtıyordum.

 

Ben hâlâ… hazır değilim. Kaichen’e şakayla karışık yüz yıl geçtiğini söylemiştim. Fakat gerçekte, geçen zamanı unutabilmeyi diledim. Bunu yapamazdım, o yüzden hazırlanmalıydım. Suçluluk hissetmeden Acrab halkının karşısına içtenlikle çıkmak istiyorsam eğer bunu yapmalıydım. Her şeyi unutmak için ne yapabilirdim?

 

Gözlerim fırlayacakmış gibi zonklamaya devam ediyordu fakat acıya o kadar alışmıştım ki bir inilti bile çıkarmadım.

 

***

 

Bir rüya gördüm. Hâlâ zaman büyüsüne hapsolmuş durumdaydım. Bulunduğum yer, sabah gördüğüm Mimi’nin eviydi. Orada Mickey’i gerçekte olduğu gibi kendi yaptığım ilaçla besledim.

 

“Öhhö! Iğh!”

 

“Mickey!” Mickey sarsılıp titrerken Mimi çığlık attı. Gözleri geriye yuvarlandı ve akları görünür hale geldi. Dudaklarının arasından damlayan kanı izlerken başımı eğdim. Acı içinde kıvranan bedeni hareketsizleşti.

 

“Mickey! Mickey!” diye feryat etti Mimi. Ben, Mickey’nin gevşek bedeninden başka bir yere bakamıyordum. Gözleri ağır, çökmüş ve cansızdı. Soluk teninde mavimsi bir renk vardı. İlaç işe yaramamıştı. Mickey ilacı aldıktan sonra ölmüştü.

 

“Biz neyi yanlış yaptık? Neden… Neden bunu yapıyorsunuz!”

 

Mimi çok şeye göğüs germişti. Malikâneden atılmaktan kıdem tazminatı için dolandırılmaya kadar, umudunu kaybetmemiş ve hasta kardeşiyle ilgilenmişti. İlaçların nöbetlere ve ardından ölüme neden olmasını çaresizce izlemişti. Mimi bana suçlayan gözlerle baktı.

 

Başımı salladım. “Sadece onu kurtarmak istedim.”

 

“Kapa çeneni! Kapa çeneni! O öldü! Onu siz öldürdünüz! Katilsiniz siz!”

 

Onu gerçekten kurtarmak istemiştim. Mimi’nin avucu kıyafetlerimi yakaladı ve yüzüme sert bir tokat attı. Mickey’nin ölümünün canımı yaktığı kadar acıtmamıştı bu. Tokatlara ya da yumruklara karşı bir şey hissetmiyordum. Evden koşarak çıktım. Koşarken beni karşılayan insanların gözleri küçümseme doluydu. Muhtemelen Mimi’nin feryatlarını duymuşlardı.

 

“Hiçbir şey yapmamalıydın. Neden aniden ortaya çıktın ki…”

 

“Bir ayyaştan ne bekliyorsun?”

 

“Haa, dünyanın çivisi çıkmış! Bir çocuğun hayatını heba ettiğine inanamıyorum…”

 

Onlara yanıldıklarını söylemek istedim. Onlara çalışıp ilacı yaptığımı bağırmak istedim. Bunun, onun hayatını kurtarması gerekiyordu, öldürmesi değil. “Ben… Ben…,” Sözlerimde takıldım.

 

Tek bir ses bile çıkaramıyordum. İnsanların bana sadece nefretle bakan bakışlarına katlanmak korkutucuydu. Eski püskü, iç karartıcı konağıma geri dönmekten başka çarem yoktu. Yatağa kıvrıldım ve üzerimi battaniyeyle örttüm. Gözlerimi kapattım ve kulaklarımı tıkadım. Mimi’nin çığlıkları zihnimde yankılanıyordu. Mickey’nin acı dolu iniltileri kulaklarımda çınlamaya devam etti. Onu ben öldürmedim. Onu ben öldürmedim. Hayır, hayır.

 

Ne kadar sorumsuz olduğumu ancak o zaman anladım. Her şeyi hafife almıştım. Ona ilaç vermenin sorun olmayacağını düşünmüştüm çünkü zaman büyüsüne hapsolmuştuk, bu yüzden ilaç işe yaramasa bile Mickey yarın hayatta ve iyi olacaktı. Mimi şu anda beni öldürmek istiyormuş gibi görünse bile, o gün olan her şeyi unutacağı için yarın beni yine karşılayacaktı. Çünkü günler tekrarlanmaya devam ediyordu.

 

Hiçbir site ile ortak bir şey yapmıyoruz emek hırsızlarına prim vermeyin ve serilerimizi yalnızca orijinal sitemiz mangacim.com dan okuyun....

Etiketler: read novel 100 Yıllık Döngü – 015, novel 100 Yıllık Döngü – 015, read 100 Yıllık Döngü – 015 online, 100 Yıllık Döngü – 015 bölüm, 100 Yıllık Döngü – 015 high quality, 100 Yıllık Döngü – 015 light novel, ,

Yorumlar