Karanlık?

100 Yıllık Döngü – 045

All chapters are in 100 Yıllık Döngü (Novel)
A+ A-

 

Bir keresinde Kaichen, can sıkıcı şekilde ısrar eden Julius’a karşı çıkamamış ve bir baloya katılmıştı. Orada da Markiz’in kızına, “Kızgınlık dönemindeki bir hayvanın kokusuyla bana yaklaşmayın… Bu iğrenç ve uygunsuz,” demişti.

 

Markizin kızı imparatorluğun en prestijli ailelerinden birinden geliyordu, o yüzden bu durum pek hoş karşılanmamıştı. Kadın güzel ve yetenekliydi ve Julius’a yanaşmıştı, Kaichen’in ona böyle bir şey söylemesinin nedeni buydu.

 

Çok sert bir söz olmuştu. Kaichen’in Julius dışındaki insanlardan hoşlanmadığı bilinirdi, lakin böyle bir şey söylemek çok acımazsızca ve yersizdi. İşte bu yüzden karşımda o Kaichen’i görmek çok şaşırtıcıydı. Orijinal romanda okuduğum Kaichen’den o kadar farklıydı ki… Misofobisi hâlâ mevcuttu, ve hâlâ bir sosyofobikti ancak bir şekilde farklıydı işte.

 

“Sizi dinlemek için hiçbir nedenim yok,” dedi.

 

“Öyleyse, istiyorsanız saygı ifadeleri kullanın fakat en azından bana adımla hitap edin. Geçici olsa bile, öğrenciniz olduğum halde bana ‘Kontes’ dediğinizi duymak komik.”

 

Kaichen hiçbir şey söylemedi. Çenesini kapattı. Bu konuda inatçı olmakta bir sakınca olmadığını düşünüyordum, ve buna sımsıkı tutunacaktım. Kaichen bana Dahlia deyince kendimi iyi hissetmiştim. O böyle deyince suçluluk duygumun ağırlığı biraz hafifliyor gibiydi. İnsan olduğumu, yalnız olmadığımı hissediyordum.

 

“İlacı kontrol ettiniz mi?” Konuyu değiştirmek niyetiyle sordum.

 

“Ben… ıı… Ben de size bugün söyleyecektim…”

 

Kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve Kaichen cümlesini yarıda kesti. “Kaichen! Sana iletişimi bu şekilde kesmemeni söylememiş miydim?” dedi Julius içeri girerken. Çok güzel gözleri, gülümseyen dudakları ve mavi saçları vardı. Canlandırıcı görünüyordu. Julius daima neşeli bir mizaca sahipti.

 

Kaichen, Julius’u görmezden gelerek iç çekti. “Ekselansları bugün gelmeye karar verdi,” dedi. Yutkundum ve oturduğum yerden fırladım. Ellerimi birleştirdim ve saygıyla eğildim.

 

“İmparatorluğun bir tebaası olarak, Ekselansları Veliaht Prensi selamlamaktan büyük onur duyuyorum,” dedim, saygıyla eğilebilmek için kendimi alçaltarak.

 

“Hayır, Kontes! Hiç sorun değil. Lütfen kalkın,” dedi Julius.

 

Kaichen üzerinde iyi bir izlenim bırakma planım ilk karşılaşmamızda çoktan mahvolmuştu, ve aynı şeyin Julius’a da olmasına izin veremezdim. Ne de olsa, hikâyenin kahramanı oydu.

 

“Sizinle bu şekilde tanışabilmek benim için bir onurdur, Ekselansları,” dedim. ‘Ekselansları’ kavramı pek umurumda değildi fakat özellikle de Veliaht Prens ve Kaichen’in dostu olduğu için saygısızlık edemezdim. Ayağa kalktım ve gülümsedim. Kaichen bana kaşlarını çattı ve Julius’a olan kızgınlığını gizlemedi.

 

“Söyleyeceklerim bitmişti, ben de iletişimi kestim,” dedi Kaichen.

 

“Fakat benim söyleyeceklerim henüz bitmemişti?”

 

“Bilmeniz için illa söylemem mi gerekiyor?”

 

“Bana söylemezsen, bilemem Kaichen.”

 

“Söyleyeceklerinizi duymak istemiyordum,” dedi Kaichen, bunun üzerine Julius çenesini kapattı. İkisine de baktım ancak Julius’u daha fazla gözlemledim. Gerçekten de romandaki ‘bir fanteziyi benimseyen’ ve ‘mavi ejderhanın vücut bulmuş hali’ tanımlarına uyuyordu. Neşeli bir kişiliğe, genç bir çocuğun ruhuna sahip olmasına rağmen, aynı zamanda bir İmparatorun asaletini de taşıyordu.

 

Şahsen ben Kaichen’i daha çok sevmiştim fakat ikisi birbirlerinden bayağı farklıydı. İkisini karşılaştırdığım vakit düşüncelere dalmışken, iki çift gözün de bana dikildiğini hissettim.

 

“Size biraz çay getireyim mi?” diye alelacele sordum.

 

“Oh? Bu evde çay mı var?” diye sordu Julius şaşkınlık içinde. Mutfaktaki malzemelerin tükendiği aklıma dank etti. Ayrıca köye son gittiğimde hiç çay almadığımı da hatırlamıştım.

 

“Oh… aslına bakarsanız hayır. Özür dilerim, Ekselansları.” Özür dilercesine eğildim. Fakat Julius yalnızca gülüp geçti.

 

“Önemli değil! Hem, Kaichen’in evinde zaten hiç çay olmayacağını biliyordum.” Onunla birlikte ben de garip bir şekilde güldüm. Köye gittiğimde çay almayı aklıma not düştüm.

 

Orijinal romanda, Kaichen’in çay içmekten hoşlandığından sık sık bahsedilirdi. Bu yüzden, evinde biraz çay olacağını varsaymıştım. Ancak onunla tanıştığımdan beri, Kaichen’in çay demleyip içtiğini hayal dahi edemiyordum. Oturduğum yerden kalktım.

 

“Eminim ikinizin de konuşacak çok şeyi vardır,” dedim. “O halde sizi yalnız bırakayım.” İkisinin konuşması gereken çok ciddi şeyleri olabilirdi, bu nedenle benim dışarı çıkıp onlara alan tanımam çok doğaldı. Dışarı çıkmak için rahat kıyafetler giymek üzere ikinci kata doğru ilerledim.

 

“Nereye gidiyorsun?” diye sordu Kaichen.

 

“Köye gidip yiyecek bir şeyler alacağım. Malzemeler tükenmek üzere, bu yüzden markete gitmem gerekiyordu zaten.”

 

“Buna müsaade edemem.”

 

“Ne? Niçin?”

 

“Tek başına dışarı çıkabilecek kadar iyileşmedin.”

 

Hiçbir site ile ortak bir şey yapmıyoruz emek hırsızlarına prim vermeyin ve serilerimizi yalnızca orijinal sitemiz mangacim.com dan okuyun....

Etiketler: read novel 100 Yıllık Döngü – 045, novel 100 Yıllık Döngü – 045, read 100 Yıllık Döngü – 045 online, 100 Yıllık Döngü – 045 bölüm, 100 Yıllık Döngü – 045 high quality, 100 Yıllık Döngü – 045 light novel, ,

Yorumlar